Birinci emperyalist paylaşım savaşının sınıflar açısından anlamı belirgin biçimde veriliyor: Zenginlere yeni zenginlik kaynakları, yoksullara da açlık-kıtlık-askerlik, ölüm ve bitimsiz acılar… 

Sorumluluk o dönemin iktidarınındır. 

“Öz vatanımızda müstemleke iktisadı içinde yaşıyoruz…” (s.249) 

İttihat Terakki Partisi dönemin hükümetini yönlendirmektedir. 

İktisadiyat her şeydir” diyerek işe başlamışlardır. 

Birçok konuda ve alanda milli adımlar atmaya gayret etmişlerdir. 

Çanakkalede gazi olan Teğmen Cemil, Yüzbaşı Cemil Bey olarak ve Arap Ali de yanında Filistine gönderilmişlerdir. 

Sonra genelkurmayda bir göreve sonra da İzmir’e tayin edilmişlerdir. 

İki kardeş Yarbay Zeki ile Yüzbaşı Cemil, Mütarekeden sonra İstanbul’un işgal edilebilme olasılığı günlerinde sıkı bir tatışmaya girişirler. 

Önceden Enver çizgisinde olan Zeki, şimdi Anadolu’ya geçme kararındadır. 

Tam bu ortamda CemilEnver çizgisini yeniden sıkı bir eleştiriye tabi tutar. (s. 280 ve 281) 

Enver Paşa’nın savaş dahil tüm kararları meclisten, milletten ve padişahtan habersiz aldığını (Talat ve Cemal Paşalarla birlikte) öne sürer. 

Zeki ise, kardeşi Cemil’i eleştirilerinde haklı bulur, ancak eskinin bittiğini, şimdi yeni bir dönemin başladığını, artık geleceğin Anadolu’da olduğunu söyleyerek, kardeşinin de bu yola girmesini ister. 

Arap Ali, Akhisar’a ana baba ocağına döner. Cemil Bey de daha ileride kendi köyüne döner. 

Herkesin acıları çoktur. 

Acıyan yer ayrı acıkan yer ayrı” olduğundan, her şeye karşın yaşam devam ettiğinden, arada bişeyler yiyerek ayakta kalmaya çalışırlar. 

Arap Ali Akhisar’da millici Yüzbaşı Selahattin’le karşılaşır. 

Ona yardım etmek ister. 

Bekir Sami Bey de oradadır. 

Kuvayı Milliyeyi örgütlemektedirler. 

Yakaköy ve Tepeköy reayası gece karanlığında Kayalıoğlu Kulesine asılan Yunan bayrağını indirirler. 

1919 işgal günlerinde Akhisar’da Bey Kayalıoğlu delikli ağa pulu bastırıp, reaya ödemelerini bununla yapar. 

Tam bir çifte sömürü aracı. 

Arap Ali, Adnan Bey’in kulesine doğru hücuma geçer. 

Bilinçlidir, sömürünün, haksızlığın karşısındadır. 

Kitabın sonuna doğru sınıfsal çizgi en net haliyle ortaya konulur: 

“…Zira biz çift süreriz, sen mülk sürersin! Biz toprağı şenlendiririz, sen kule dikersin! Biz cephede kan dökeriz, sen bedel ödersin! Yani sen bir taraf, biz bir taraf!” (s. 489) diyen Arap Ali, emek sermaye çelişkisinin ifadesidir. 

Adnan Bey her yerde Arap Ali’yi aratır. 

Gani Dayı onu bir mağarada saklar. 

Sonrasında Yüzbaşı Cemil Bey ile buluşturur. 

Yunan işgaline karşı dağlarda örgütlenip mücadele başlatacaklardır. 

İttihatçıların bir kanadı hem Yunana karşı hem de içeride toprak Beylerine karşı mücadele edeceklerini, zafere erince toprak devrimi yapacaklarını, köylünün ve milletin karnının doyacağını söylemektedirler. 

Yüzbaşı Cemil, Hacı Bey, Arap Ali ve diğer yakın arkadaşlarıyla ülkenin durumunu görüşüp direnmeye, Kuvayı Milliye ile haberleşmeye başladılar. 

Ovalar dünyevidir, dağlar ise menkıbelerle yaşar…” dediler birlikte. 

1920 yılının Mayıs ayında hıdrellez gününde atlı, kılıçlı, silahlı olarak köylülere ulaştılar. O gün yeni hıdrellez mayası çalındı. 

Hacı Bektaşi Veli’nin tahta kılıcı bu noktada merkezi otoriteye karşı bir direniş sembolü olarak beliriyor. 

Bizim Orta Karadeniz’de fındık topraklarında bir asır yaşamış baba annemiz de “oğlum, gün gelir demir kaşık ağaç kaşığa muhtaç kalır…” diyordu… 

Hacı Bektaşi Velinin alpleri, Hüseyniler sancak açıp gözden kayboldular… 

Arap Ali’nin gönlü Maya’ya kaymıştır. 

Maya da kırsalda çobanlık yapan kurtuluşçu bir kadındır. 

Bu romanda böyle böyle katmanlı, öykü içinde öykücüklerden oluşan çok sayıda olay-olgu vardır. 

Ama hepsi de ana öykü ile irtibatlandırılmıştır. 

Ezilenlerin cephesinden, toprağa bağlı yaşayan mülksüzlerin açısından yaşama, ağa ve beye, zorbalıkla edinilen mülke, yabancı işgale, emperyalistlere karşı direnenler… 

Efenin türküsü de dillere destandır… 

Kırmızı buğday ayrılmıyor hadülen kanından 

Can bulaşmış Ali Osman Efe’nin hadülen canından (s.419) 

Kurtuluş Savaşında çok yönlü cepheler var. 

Milli güçler sadece Yunan ve öteki işgalcilerle, daha büyük emperyalistlerle değil, içeride de kuva-yı seyyare, kuva-yı inzibatiye, bir sürü it kopuk, işbirlikçi, gerici ile de savaşarak, mücadele ederek halkla birlikte zafere ulaşmışlardır. 

Romanın sonunda Arap Ali ve Yüzbaşı Cemil hayattadırlar. 

Cemil genel taarruza gidecek, Ali de köyüne dönmektedir. 

Son mesaj da şudur: 

“Zaferden sonra Büyük Gazi’nin sofrasından Arap Aliler kalkacaksa, Adnan Beyler oturacaksa, Gazinin belinden silahı eksik olmasın…” 

Elin oğlu (Adnanlar) Alilere benzemez.” 

Tartışmaya açık bir ileti. 

Arap Alilerin Gazinin sofrasında oturduğunu varsayıyor. 

Gazinin sofralarında daha çok yazarlar, devlet adamları, sanatçılar, bürokratlar oturmuş olabilir. 

Toprak ağaları-beyleri-iş insanları o sofrada doğrudan oturmasa da belki temsilcileri, onların düşünceleri zaman zaman egemen olmuş olabilir. 

Cumhuriyet kendi burjuvazisini yaratmaya çalışıyordu çünkü… 

Yakup Kadri romanları (Ankara, Panorama) aferistleri*, sürekli güçlenen iş insanlarını öyküler. 

Kitabın bazı bölümlerinde, ikili konuşmalarda paragrafsız sayfalar okuma zevkini gevşetse de öykülerin güçlü bağlantısı yine de heyecan vericidir. 

Kırmız Buğday romanı ekonomik politik unsurları çok olan, güçlü bir romandır. 

Günümüzün pamuklaşmış” edebiyat ortamında konusu, edebi katkıları ve tarihsel-toplumsal zenginliği açılarından kalıcı bir eser olacaktır. 

*aferist: çıkarı için her hileye başvuran, çıkarını bilen, çıkar düşkünü, çıkarcı (kimse). 

Halit Suiçmez 
Gercekedebiyat.com 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)